Karar tam metni

Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 2026/580 E., 2026/1107 K.

Mahkeme
İlk derece / istinaf
Daire
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Esas no
2026/580
Karar no
2026/1107
Karar tarihi
17.09.2026
Kaynak
UYAP Emsal (ilk derece ve istinaf)
Orijinal kaynak (UYAP)

T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ...

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: ...

KARAR NO: ...

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

BAŞKAN: ..... (...)

ÜYE: ..... (...)

ÜYE: ..... (...)

KATİP: ..... (...)

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 21/01/2026

NUMARASI: ... Esas-... Karar

İSTİNAF EDEN DAVACI: ........

VEKİLLERİ: Av..... Av.....

DAVALILAR: 1-........

: 2-........

VEKİLİ: Av..... Av.....

DAVALI - MÜTEVEFFA: 3-........

TASFİYE MEMURU: ........

DAVA: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak

İSTİNAF KARARININ

KARAR TARİHİ: 17/09/2026

YAZIM TARİHİ: 17/09/2026

Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... (eski esas ...) Esas sayılı dosyası ile açılan şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak davasında 18/05/2022 tarihinde tesis edilen karara karşı davacı vekilinin temyiz kanun yoluna başvurması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/09/2022 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı ilamıyla onandığı, davacının Anayasa Mahkemesine yapmış olduğu bireysel başvurusu sonucu yeniden yargılama yapılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı gereğince ilk derece mahkemesince 21/01/2026 tarihinde tesis edilen karara karşı, davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine dosyanın Dairemize geldiği anlaşılmakla üye hakimin görüşleri alındıktan sonra, dosya incelendiğinde;

DAVA: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete para yatırdığını, davalı şirket temsilcileri tarafından para yatırılırken, müvekkiline yatırılan para karşılığında yüksek kazanç elde edeceği ve yatırdığı paranın istenildiğinde kendisine iade edileceği konusunda güven telkin edildiğini, davalı şirketin grup şirketleri bünyesinde barındırdığını, müvekkilinin yatırdığı paraları geri istediğinde davalı şirketin ödeme yapmadığını, diğer davalıların da davalı şirketin (ve birleşmeden önceki alt grup şirketlerin) (önceki) yöneticisi olduğunu, davalı şirket ile birlikte müvekkiline karşı sorumlu olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, müvekkili ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespiti ile müvekkilinin davalı şirkete yatırdığı paradan şimdilik, 23.788 TL'nin avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP:

Davalı şirket vekili, davacının davalı şirket ortağı olduğunu da beyan ederek yargılama sırasında yürürlüğe giren 7194 s. Kanun'un 41. maddesi (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesi) gereğince davada karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkeme "...İncelenen dosya kapsamı ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde;

Dava, "Tespit ve Alacak" davasıdır.

Somut olayda ; ........'nin 28/05/2010 gün ve ........ sayılı nüshasının 209. sayfasınındaki bilgilerden ........'nin ünvanının ........ olarak değiştirildiği, 17/07/2012 gün ve ........ sayılı nüshasının 108. sayfasındaki bilgilerden ........'nin ........'nin bünyesine girerek ........'ye devredilmek suretiyle birleştirilmesine ve tasfiyesiz infisahına karar verildiği ve 08/06/2017 gün ve ........ sayılı nüshasının 291. sayfasındaki bilgilerden de ........'nin ünvanının ........ olarak değiştirilmesine karar verildiği anlaşılmış, gerekçeli kararımızın karar başlığında da davalı şirket, güncel ünvanına uygun olarak ........ olarak yazılmıştır.

........'nin 30/11/1995 gün ve 3926 sayılı nüshasının 283. sayfasınındaki bilgilerden ........'ın ........'nin kurucu yönetim kurulu başkanı olduğu, ........, ........, ........ ve ........'nin ise yönetim kurulu üyeleri olduğu, ........'nin 08/12/1997 gün ve ........ sayılı nüshasının 153. sayfasındaki bilgilerden de ........'ın davalı şirketin birleşme öncesi alt grup şirketlerinden olan ........'nin kurucu yönetim kurulu başkanı, ........ ve ........'nın kurucu yönetim kurulu üyelerinden olduğu, yine ........'nin 28/05/2010 gün ve ........ sayılı nüshasının 209. sayfasındaki bilgilerden ise ........'in ........'nin yönetim kurulu başkanı ........'nun ise yönetim kurulu üyelerinden olduğu anlaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama kararı gereğince ;

a) Mahkememizin 18/05/2022 gün ve ... E. ... K. sayılı, 07/12/2022 tarihinde kesinleşen kararının KALDIRILMASINA,

b) Bu davanın, Mahkememizin ... E. sayılı davasının devamı olduğunun TESPİTİNE,

c) Bu davanın, 6100 s. HMK'nin 374 vd. maddelerinde yer alan ve yeni bir dava niteliğinde olan "yargılamanın iadesi" davası değil, 6216 s. Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2. maddesinde yer alan ve önceki davanın devamı niteliğinde olan "yeniden yargılama yapılmasına" ilişkin bir dava olduğunun TESPİTİNE karar verilmiş, yeniden yargılamaya başlanılmıştır.

Davalılardan ........ ve ........ yönünden yapılan incelemede;

Mahkememizin 23/05/2017 gün ve ... E. ... K. sayılı ve davalılardan ........ ile ........ yönünden kesinleşen ilamında, zaten alacağa hükmedilmesi, davacının Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun ve Anayasa Mahkemesinin de yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının, Mahkememizin davalılardan ........ A.Ş. yönünden verilen (karar verilmesine yer olmadığına ilişkin) kararına ilişkin olduğu sonucuna varılması, davalılardan ........ ile ........ aleyhine verilen alacak hükmünün kesinleşmiş olması nedeniyle, davacının davalılardan ........ ile ........'e karşı açtığı davaya ilişkin olarak yeniden KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA karar vermek gerekmiştir.

Davalılardan ........ A.Ş. yönünden yapılan incelemede ise;

Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının gerekçesinin, "bu davanın önceki yapılan yargılaması sırasında yürürlüğe giren kanuni düzenleme (3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin yürürlüğe girmesi) sonucu, alacağın tahsil imkanının ortadan kaldırılması nedeniyle, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edilmesi olduğu" belirlenmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu hak ihlaline gerekçe gösterdiği 3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin, yine Anayasa Mahkemesinin 18/05/2023 gün ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı kararı ile iptal de edildiği tespit edilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin yeniden yargılama yapılmasına ilişkin kararının gerekçesi ve ayrıca Anayasa Mahkemesinin başka bir kararı ile de 3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesinin ayrıca iptal edilmiş olması nedeniyle, yeniden yargılama yapılırken davaya 3332 s. Kanun'un Geçici 4. maddesi uygulanmamıştır.

Yargıtay 11. HD’nin 23.02.2023 gün ve ... E. ... K. sayılı emsal içtihadına göre de, "Yeniden yargılama yapmakla yükümlü olan Mahkeme, somut olayın özelliklerine göre yeniden yargılama sonucunda ilk kararın aynısını veya benzerini verebileceği gibi ilk kararının aksine de hüküm kurabilir."

Davalı şirketin zamanaşımı itirazında bulunması ve bu davanın önceki davanın devamı olduğuna karar verilmesi karşısında ve ayrıca uygulama değişikliği içeren sonraki tarihli Yargıtay 11. HD’nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı gereğince, davalının zamanaşımı itirazının yeniden değerlendirilmesi gerekmiştir.

Yargıtay 11. HD’nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadına göre, "Uyuşmazlık, geçerli ortaklık ilişkisi kurulmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkindir… Davaların ilk açıldıkları ve şirketlere paraların yatırıldığı tarihlerde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince şirkete sermaye olarak verilen paralar geri istenemeyeceği gerekçesiyle davalar retle sonuçlanıyordu. Ancak yabancı ülkelerde mukim yatırımcıların, bulundukları ülke mahkemelerinde açtıkları davalarda tahsil hükmü almaları ve bu hükümlerin tanıma ve tenfiz yoluyla ülkemizde uygulanmasıyla birlikte yerli yatırımcıyla yabancı ülkelerdeki yatırımcı arasında ciddi eşitsizlik meydana gelmekteydi. Dairemiz, gerek bu adaletsizliğe son vermek gerekse şirket yetkililerinin izinsiz sermaye toplamak ve dolandırıcılık suçlarından mahkum olmalarını nazara alarak “para verenlerle şirket arasında ortaklık ilişkisi kurulmadığını ve bu nedenle iradesi fesada uğratılan yatırımcıların haksız fiil hükümleri çerçevesinde paralarını geri alabileceklerine dair” uygulamayı benimseme yoluna gitmişti. Bu arada benzer mahiyetteki birçok holding benzer mahiyette seri davalara muhatap olmuş, para yatıranların paralarını geri istemeleri ve bu yöndeki mahkeme kararlarının infazı neticesinde bu şirketlerin tamamen battıkları gözlemlenmiştir. Dava açmakta erken davrananlar, paralarını tamamen tahsil ederken, arkada kalanlar haczi kabil mal bulamadıklarından hiçbir şey elde edememe gibi bir sonuçla karşılaşmışlardır.

Neticede tüm bu hengamenin ortasında, halen faal olan şirketlerin yaşatılması ve gerek ortaklarının, gerekse bu şirketlere bağlı işletme ve fabrikalarda istihdam edilen iş gücünün mağduriyetlerinin önüne geçmek maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi duruma el koyarak, hukuken meşru bir zemine çektiği şirketlere karşı açılan davalarla ilgili yürürlüğe koyduğu 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 inci maddesi ile sermaye koyan tüm ilgilileri ortak kabul eden anlayışı benimsemiştir. Şüphesiz bu yasal düzenleme bir tasfiye düzenlemesiydi... Anayasa Mahkemesi 12.09.2023 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.05.2023 tarihli ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile gerek bu düzenlemeye ilişkin iptal başvurusunu kabul ederken gerekse bireysel başvuru kapsamında mülkiyet hakkının ihlaline karar verirken menfaat dengesinin yeterince gözetilmediğini, düzenlemenin küçük yatırımcının aleyhine sonuçlar doğurduğu tespitinden hareketle iptal ve ihlal kararları vermiştir...

Birbirleriyle benzer konumdaki binlerce küçük yatırımcıdan müteşekkil çok ortaklı bir şirkette “dileyen parasını geri çekebilir” mealindeki bir anlayışın, davalı şirketin de yok olan emsal şirketler gibi hayatiyetini devam ettirmesine imkan ve ihtimal bırakmayacağının idraki gerekirdi. Başvuran birkaç kişinin ferilere ilişkin mülkiyet haklarını koruyalım derken sair binlerce ortağın mülkiyet hakkının buharlaşmasına vesile olmak hukukun amaçladığı sonuçlardan biri olamaz. Kaldı ki hali hazırda sermaye koyma makbuzunu ibraz eden herkese değeri oranında hisse senedi verildiği ve şirketin borsaya kote olması hasebiyle ortak kalmak istemeyen kişilerin dilediği anda rayiç değer üzerinden hisselerini satarak nakde dönüştürebildiği bir ortamda hangi mülkiyet hakkının ihlal edildiği anlaşılamamıştır...

Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir."

........ A.Ş.'ye karşı açılan benzer mahiyetteki (emsal) dosyalardan bilindiği üzere, Konya .... Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmış, her iki kamu davasında da zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırma kararları verilmiştir. (Konya .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.03.2011 gün ve 2007/155 E.-2011/127 K. sayılı kamu davasının düşürülmesine dair kararı Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 21.11.2012 gün ve 2012/13279 E.-44069 K. sayılı kararı ile onanmış, Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.11.2006 gün ve 2003/145 E.-2006/323 K. sayılı beraat kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 31.12.2007 gün ve 2007/4622 E.-9553 K. sayılı kararı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur). Konya .... Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ........ A.Ş. ve ........'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarına göre şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir...

Konya'da ........ A.Ş.'ye karşı açılan aynı mahiyetteki yüzlerce davadaki tespitlerden, davalı şirket temsilcilerinin ve görevlilerinin, davacıdan üyelik vaadiyle para tahsil etme eylemlerinin, haksız fiil teşkil ettiği ve bu hususun Yargıtay uygulamalarıyla da kabul gördüğü bilinmektedir.

6101 s. Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Sekli Hakkında Kanun'un 5/1. maddesine göre de, "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce islemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanasımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden baslayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düsürücü süre veya zamanasımı süresi dolmuş olur." Bu nedenle dava konusu ihtilafa (paranın en son tahsil edildiği tarihte yürürlükte olan) mülga 818 s. BK'nin 60. maddesinin uygulanması gerekmektedir.

Mülga 818 s. BK'nin 60/1-2. maddesine göre de haksız fiil halinde, "Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.

Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur."

Mülga 765 s. TCK'nin 503/1. maddesine göre, "Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir."

Mülga 765 s. TCK.nin 102/4. maddesine göre de, "Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene" geçmesiyle kamu davası ortadan kalkar."

Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı (ve benzer mahiyette 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. sayılı) emsal içtihadına göre de, "Uzamış zamanaşımı süresi olay tarihinden itibaren işlemeye başlar. Bu kuralın dayanağı, somut olay bakımından 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesindeki “Müruruzamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden… itibar olunur.” Hükmüdür. Öte yandan, aynı Kanunun 104. maddesinde zamanaşımının kesildiği haller için salt ceza davaları yönünden öngörülen ‘yarı oranında uzama’ kuralı, hukuk davalarında uygulanmaz."

Yargıtay 11. HD.nin 02.05.2014 gün ve 2013/61 E. 2014/8195 K. sayılı emsal içtihadına göre ise, "Kısmi dava açılmış olması halinde, zamanaşımı yalnızca açılmış olan kısım için kesilir, ek davanın da zamanaşımı süresi dolmadan açılması şarttır. Kısmi davada, zamanaşımı yalnızca dava açılan kısım için kesildiğinden ve geriye kalan meblağ için işlemeye devam ettiğinden ıslahla artırılacak olan miktar için de zamanaşımı süresinin dolmamış olması gerekir. Aksi takdirde, karşı taraf, artırılan miktarın zamanaşımına uğradığını def’i olarak ileri sürebilir."

Yukarıda yazılı yasal düzenlemeler ve emsal Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde;

Davalı ........ A.Ş.'nin (görevli ve yetkililerinin) haksız fiil teşkil eden eylemine uygulanması gereken 3 ayrı zamanaşımı süresi mevcuttur. Bunlar; (fiilin) zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 1 yıllık, haksız fiil tarihinden itibaren işlemeye başlayacak olan 10 yıllık ve ayrıca zarar verici eylemin suç teşkil etmesi halinde yine haksız fiil tarihinden itibaren uygulanacak olan uzamış ceza zamanaşımı (somut olayda 5 yıl) süresidir. Buna göre haksız fiil teşkil eden dava konusu ihtilafa, fail (parayı tahsil eden şirket) ve zarar veren fiil (davalı şirketin para tahsil etme eylemi) biliniyorsa 5 yıl, sonradan öğrenilmişse 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmalıdır. Davacının para yatırdığı şirketi ve para tahsil eylemini sonradan öğrenmesi söz konusu olmadığından 5 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır.

Mahkememizce ayrıca, Yargıtay 11. HD'nin yukarıda yazılı görüşünün aksine, Yargıtay HGK’nun 07.02.2024 gün ve 2023/(17)4-915 E. 2024/80 K. ve Yargıtay HGK’nun 16.04.2008 gün ve 2008/4-326 E. 2008/325 K. sayılı emsal içtihatları gereğince 5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin yarı oranında uzama kuralının hukuk davalarında uygulanamayacağı (5 yıllık ceza zamanaşımı süresinin 7,5 yıl olarak uygulanamayacağı) kabul edilmiştir.

Kaldırılan karara ilişkin dosyada mevcut 09/03/2000 tarihli Ortaklık Durum Belgesine (ODB) ve bilirkişinin 27/06/2016 tarihli ek raporuna göre, davacının davalı şirkete Ek-1b listesine göre en son 28/07/1998 tarihinde para yatırdığı, Ek-2b listesine göre de 09/03/2000 tarihinde para çektiği belirlenmiştir.

Mahkememizce davacının davalı şirkete en son olarak para yatırdığı 28/07/1998 tarihli haksız fiil tarihi olarak kabul edilmiş, haksız fiil tarihinin tespitinde para çektiği tarih değerlendirilmemiş, haksız fiil tarihi olarak kabul edilen 28/07/1998 tarihinden dava tarihi olan 11/04/2006 tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği anlaşılmıştır.

Davanın 11/04/2006 tarihinde açılmasına ve dava dilekçesinin ........ A.Ş.'ye (öncesi : ........ A.Ş.) 18/04/2006 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen ........ A.Ş. tarafından süresinde sunulan 27/04/2006 tarihli cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunulmamıştır.

Davalılardan ........ A.Ş. vekili 16/10/2025 tarihli dilekçesiyle cevap dilekçelerini ıslah ederek, zamanaşımı def'inde (itirazında) bulunmuşlardır.

Yargıtay HGK’nun 02.10.2024 gün ve 2022/(14)7-710 E. 2024/488 K. sayılı emsal içtihadına göre, "cevap dilekçesinin ıslahı için öncelikle yapılması gereken usul işlemi davaya cevap vermekten ibarettir. Bu itibarla tüm bu açıklamalara göre süresinde davaya cevap vermekle birlikte zamanaşımı savunmasında bulunmayan davalının bu savunmasını ıslah suretiyle sonradan ileri sürebileceği, sonradan ıslahla ileri sürmesinde usule aykırı bir yönün bulunmadığı kabul edilmelidir."

Yargıtay 22. HD’nin 14.11.2019 gün ve 2016/23052 E. 2019/21126 K. sayılı emsal içtihadına göre de, "6100 sayılı Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde 319. madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. Zamanaşımı def'inin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür.(Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/9-629 E. 2011/ 70. K.) Somut olayda, davalı taraf cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmamıştır. Ancak, davalı vekili, 14.10.2015 tarihli dilekçesi ile cevap dilekçesini zamanaşımı itirazı yönünden ıslah ettiklerini bildirmiştir. Mahkeme tarafından ıslah harcı yatırılmadığı gerekçesiyle ıslah dilekçesinin geçerli olmadığı ve zamanaşımı def'i dikkate alınamayacağı belirtilmiş ise de ıslahın hükme bağlandığı 6100 sayılı Kanun'un 176. vd. maddelerinde ıslah işleminin harca tabi olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi, Harçlar Yasası'nda 'ıslah harcı' diye ayrı bir harç türü bulunmadığından ve yalnızca müddeabihin artırılması için yapılan ıslah işlemi için harç yatırılması gerektiği gözetilmeksizin verilen karar isabetsiz olup, bir diğer bozma nedeni sayılmıştır."

Islah dilekçesi davacı tarafa tebliğ edilmiş, davacı taraf ıslah dilekçesine hem harçlandırılmadığı hem de ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle itiraz etmiş ise de; cevap dilekçesinin süresinde verilmesi halinde, ıslah yoluyla cevap dilekçesinin ıslahının ve ıslah yoluyla zamanaşımı def'inde bulunulmasının mümkün olması ve bunun için ıslah dilekçesinin harçlandırılmasının da gerekmemesi nedeniyle, davacı tarafın ıslaha yönelik itirazları reddedilmiş, cevap dilekçesinin ıslahı sonucu davalılardan ........ A.Ş.'nin usulüne uygun zamanaşımı def'nin (itirazının) bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Davada zamanaşımı süresinin geçmesi ve davalılardan ........ A.Ş.'nin (ıslah yoluyla) usulüne uygun bir zamanaşımı def'inin (itirazının) bulunması nedeniyle, davacının davasının davalılardan ........ A.Ş. yönünden zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.

Yargıtay 11. HD’nin 11.07.2023 gün ve 2022/840 E. 2023/4352 K. emsal içtihadına göre, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi halinde yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekli ise de;

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 3332 s. Yasanın yürürlüğe girdiği 07/12/2019 tarihine kadar uzun süreler boyunca, somut dava ile benzer uyuşmazlıklarda, davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşünü kabul etmiştir (Örneğin ; Yargıtay 11. HD.nin 02/10/2014 gün ve 2013/13293 E. 2014/15076 K., 03.04.2014 gün ve 2013/17933 E. 2014/6603 K., 30.05.2016 gün ve 2016/119 E. 2016/5924 K., 29/09/2016 gün ve 2015/15025 E. 2016/7632 K., 05/04/2018 gün ve 2016/9030 E. 2018/2444 K., 07/05/2018 gün ve 2017/1180 E. 2018/3234 K. sayılı ilamları gibi.) İlk derece mahkemeleri tarafından da (sonradan Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 3332 s. Yasanın Geçici 4. maddesinin 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe girmesine kadar) bu uygulama uzunca bir süre aynen benimsenmiştir.

Yargıtay 11. HD.'nin 29.04.2024 gün ve 2024/1802 E. 2024/3297 K. sayılı emsal içtihadı ile zamanaşımı hakkındaki önceki uygulamasından dönülerek, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşü kabul edilmiş ve Mahkememizce de gerek Yargıtay'ın gerekse ilk derece mahkemelerinin önceki görüş ve uygulamalarından dönerek yeni karar ve uygulamaya geçmelerinin hukuken mümkün olduğu sonucuna varılarak, güncel içtihatların derdest davalara uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.

Ancak, Yargıtay'ın ve ilk derece mahkemelerinin çok uzun süre istikrar kazanmış uygulamalarına güvenerek dava açan davacıların, bu davalar derdest iken yargı kurumlarının hukuki görüş değişikliği (ve zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar vermeleri) sonucu, ayrıca (karşı tarafın yaptığı) yargılama giderlerine ve vekalet ücretine mahkum edilmelerinin, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensiplerine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmıştır.

Bu nedenle Mahkememizce davacının davasının davalılardan ........ yönünden zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olmasına rağmen, adalet ve hakkaniyet prensipleri ile hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik prensipleri gereğince davalı şirket lehine vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmış...." gerekçesiyle, davacının davalılardan ........ ile ........'e karşı açtığı davaya ilişkin olarak, mahkemenin 23/05/2017 gün ve ... E-... K. sayılı ilamı ile verilen "22.854,09 TL'nin temerrüt tarihi olarak kabul edilen 11/04/2006 dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faiziyle davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine" ilişkin hüküm, sadece davalılardan ........ yönünden 08/09/2017 tarihinde ve ........ yönünden de 28/11/2017 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleşmekle, davacının davalılardan ........ ve ........'e karşı açtığı alacak davası hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davacının davalılardan ........'ne karşı açtığı davanın zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin on yıla yakın süredir konusu aynı olan yüzlerce davada davalıların hakkını kötüye kullanması nedeniyle zamanaşımı itirazının MK'nun 2. maddesi uyarınca dikkate alınmayacağına dair yerleşik içtihadının gözetilmediğini, anılan Dairenin emsal nitelikteki yerleşik yüzlerce kararında zamanaşımı konusunu ayrıntılı biçimde inceleyerek zamanaşımı def'ini reddettiğini ve ilk derece mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin de bu emsalleri kararlarına esas aldığını, Dairenin onlarca yıldır süregelen yerleşik görüşünü değiştirmesi halinde dürüstlük kuralına aykırılık bulunmadığı hususunu en azından tartışması gerektiğini, ilk derece mahkemesinin uyduğu Yargıtay kararında değinilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 22.02.2022 tarih, ... E- ... K. sayılı kararındaki tartışma ile işbu uyuşmazlık arasında bir bağ bulunmadığını, zamanaşımı konusunda yerleşik içtihatın hakkın kötüye kullanılmasına ilişkin olup, TMK m. 2 uyarınca kötüye kullanılan bir hakkın, yani zamanaşımı def' inin dikkate alınmasının mümkün olmadığına ilişkin olduğunu, yalnızca zamanaşımının başlangıcına yönelik bulunduğunu ayrıca, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin zamanaşımı itirazının kabul edilemeyeceğine ilişkin 21.09.2023 tarihli kararı ile zamanaşımı itirazının kabul edilemeyeceğine karar verdiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:

Dava, davalı şirkete ortak olunmadığının tespiti ve alacak istemi ile açılan davada yargılamanın yenilenmesine ilişkindir.

İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.12.2025 tarih, 2025/2-520 Esas- 2025/769 Karar sayılı ilamında; “…. Bilindiği üzere bir uyuşmazlık karara bağlanıp verilen hükmün kesinleşmesinden sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir yargılama yapılamaz. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın iadesi yoludur.

Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul-2001, Cilt V, s. 5165). Zira karar kesinleşmiş olsa dahi bazı yargısal hatalar çok ağır olabilir. Bu ağır ve kabulü zor hataların, kararın kesinleşmesinden sonra anlaşılması hâlinde dahi kararı ayakta tutmaya çalışmak; toplum vicdanını derin bir şekilde zedelediği gibi hukuk düzenine duyulan güveni ortadan kaldırabilir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 4123).

Bu yol her ne kadar 6100 sayılı Kanun sistematiği içerisinde kanun yolları arasında düzenlenmiş olsa da; konuyla ilgili 31.03.1937 tarihli ve 1/13 ve 23.05.1956 tarihli 8/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği ve doktrinde de benimsendiği üzere daha çok bir dava olarak kabul edilmektedir. Yargılamanın iadesi yolu esasen; kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olan hukuk ve ceza mahkemesi kararları ile Danıştay ve başkaca özel mahkeme kararlarının yasada belirtilen özel nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde, aynı yargı yerinde yeniden incelenmesine, yargılama yapılmasına ve karar verilmesine olanak sağlayan olağanüstü yargılama yöntemi şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara-2021, C. I, s. 1201).

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374. maddesi ile maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini sağlamak amacıyla öngörülen yargılamanın iadesi; kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenebilir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2022, C. II, s. 142). Dolayısıyla yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai bir yoldur. Eğer ki mahkemenin kararı şeklen kesinleşmemişse veya şeklen kesinleşmiş olsa dahi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmuyorsa yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Dolayısıyla ortada henüz kesinleşmiş bir karar yoksa, başvuru imkânları tüketilmemişse veya karar kesinleşmiş görünse dahi hükmün başka şekillerde yeniden ele alınıp incelenmesi mümkün ise yargılamanın iadesi talebi hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2003 tarihli ve 2003/6-169 Esas, 2003/183 Karar sayılı kararında bu hususa işaret edilerek, usulsüz tebligatın yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü sonucu doğurmayacağı, zira usulsüz olarak tebliğ edilen bir kararın zaten kesinleşmiş bir karar olmadığı, şeklen kesinleştirme yapılmış olmasının da sonuca etkili olmayacağı açıklanmıştır.

Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinde on iki bent hâlinde sayılmış, ayrıca 376. maddesinde taraflar dışında üçüncü kişilerin yargılamanın iadesini istemesi durumu düzenlenmiştir. Kanunla belirtilen yargılamanın iadesi sebepleri sınırlı sayıda sayılmış olup gösterilen sebepler dışında, yargılama hatası ne kadar ağır olursa olsun yargılamanın iadesi istenemez. Yargılamanın iadesi: “a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.

b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hakimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.

c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.

ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.

d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması.

e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.

f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.

g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.

ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.

h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.

ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.

i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Eklenmiş ibare RGT: 31.07.2018 RG No: 30495 Kanun No: 7145/19) veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” sebeplerinden ibarettir…” hususu belirtilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 23.02.2023 tarih, ... Esas- ... Karar sayılı ilamında da; “… 2010 yılında Anayasa'nın 148 inci maddesinde yapılan değişiklikle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmiştir. Bu değişikliğin gerekçesinde şöyle ifade edilmiştir: Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, kamu gücü tarafından, temel hak ve özgürlükleri ihlâl edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde, temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un Mahkemenin görev ve yetkileri kenar başlıklı 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde Yüksek Mahkemeye Anayasanın 148 inci maddesi uyarınca yapılan bireysel başvuruları karara bağlamak görevi verilmiştir. Aynı Kanun'un Bireysel başvuru hakkı kenar başlıklı 45 inci maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: Herkes, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Esas hakkındaki inceleme kenar başlıklı 49 uncu maddesinin altı numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir: ... bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin inceleme... bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. "Kararlar" kenar başlıklı 50 nci maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir: (1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. Yine 6216 sayılı Kanun'un Mahkeme kararları kenar başlıklı 66 ncı maddesine göre, Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında Anaya Mahkemesince bireysel başvurular sonucu verdiği kararların hukuki niteliği üzerinde durmak gerekir. Anayasanın 148 inci maddesindeki değişikliğin gerekçesinde bireysel başvuru yolu, olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanmıştır. Bireysel başvuru ya da anayasa şikâyeti, temel hak ve özgürlükleri yasama, yürütme veya yargı organlarının işlemleri tarafından ihlal edilen bireylerin başvurdukları olağanüstü bir kanun yolu olarak tanımlanabilir. Bireysel başvuru öncelikle, hakları ihlal edilenlere Anayasa veya yasayla tanınan bir dava türüdür.

Anayasa Mahkemesinin kararına göre Anayasa’nın 148 inci maddesinde yer verilen bireysel başvuru yolu, dava dilekçesinde belirtildiği gibi sadece bir hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespiti davası değil, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlalinin önlenmesi ve bir ihlal tespiti durumunda da bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak veya meydana gelen zararı giderecek şekilde hukuki sonuçlar doğuran bir dava niteliğindedir (AYM 1.3.2012 t. E.2011/59, K.2012/34).

Bireysel başvuru yolu, temyiz veya istinaf benzeri bir başvuru olmadığı gibi temyiz veya istinaf sonrası olağanüstü bir temyiz fırsatı da değildir. Anayasanın 148 nci maddesinin dördüncü fıkrasında bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiş, 6216 sayılı Kanun'un 45 nci maddesinde de aynı hüküm tekrar edilmiştir. Bu kapsamda temyiz ve istinaf aşamalarında, ilk derece mahkemelerinin olayları ve delilleri değerlendirmeleri doğru yapıp yapmadıkları, mahkemelerin yaptığı işlemlerin yasalara uygun olup olmadığı ve yasa kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı değerlendirilirken Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerin olayı ve delilleri değerlendirirken, yasa kurallarını uygularken temel hakları ihlal edip etmediklerini ve ihlal varsa bu ihlallerin bireysel başvuru yolu dışında başka bir yolla giderilip giderilemeyeceğini inceler.

6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinin birinci fıkrasında; bireysel başvuruların esas incelemesi sonunda başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verileceği, ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular kapsamındaki yetki ve görevi, hakkın ihlal edilip edilmediğinin tespitiyle sınırlı olmayıp tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerin belirlenmesini de kapsamaktadır (AYM 15.3.018 t. 2018/3007 başvuru sayılı kararı). Bu kapsamda tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği hükme bağlanmıştır.

Kanun'da, ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağına ilişkin belirleme yapma bakımından Anayasa Mahkemesine geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Bunun tek sınırı 6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının sonunda yer alan Anayasa Mahkemesinin idari eylem ve işlem niteliğinde karar veremeyeceğine ilişkin düzenlemedir. Buna göre anılan sınır, Anayasa Mahkemesinin ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederken idarenin yerine geçerek işlem tesis edemeyeceğini ifade eder. Bireysel başvurunun niteliği dikkate alındığında bu sınırlama sadece idare değil yasama ve yargı organları yönünden de geçerlidir. Mahkeme, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek kararı, gerekli işlemlerin tesis edilmesi için ilgili mercilere gönderir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kural olarak ihlalin ve sonuçlarının nasıl ve hangi araçlarla ortadan kaldırılacağı hususunda ilgili mercilere takdir yetkisi bırakır (AYM 15.3.018 t. 2018/3007 başvuru sayılı kararı).

6216 sayılı Kanun'un 50 inci maddesinde, Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderileceği belirtildiğinden ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama nitelik olarak "yeniden yargılama”dır. Yeniden yargılama sebepleri 6100 sayılı Kanun'un 375 inci maddesinde sayılmış, birinci fıkranın (i) bendinde "Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” yargılamanın iadesi sebebi olarak sayılmıştır. Bu maddede Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonucu verdiği kararlar sayılmamış ise de 6216 sayılı Kanun'da yeniden yargılama yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.

Yeniden yargılama, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir davadır. Yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararı, Anayasa Mahkemesinin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. İhlale neden olan yerel mahkeme kararı temyiz incelemesinden geçmiş ise yerel mahkemenin verdiği ve ihlale neden olan karar kaldırıldığı için, kaldırılan kararın temyizine ilişkin Yargıtay kararı da hükümsüz kaldığından artık Yargıtay’ın onama veya bozma kararının varlığından da söz edilemez…” hususunun belirtildiği anlaşılmıştır.

Davacının, davalı şirkete yatırılan paranın iadesi talebiyle açılan dava sırasında yapılan kanuni düzenleme sonucu alacağın tahsil imkânının ortadan kaldırılması nedeniyle mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının, kanun iptali talebi nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunduğu, Anayasa Mahkemesi’nin 10/12/2024 tarih, ... Esas sayılı kararıyla, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verildiği tespit edilmiştir.

Bu durum karşısında, mahkemece yeniden yargılamanın, önceki yargılamadan bağımsız yeni bir dava olduğu, yeniden yargılamaya sebep olan mahkeme kararının, Anayasa Mahkemesi'nin kararı ile kısmen veya tamamen ortadan kaldırıldığı, bu nedenle davanın başından itibaren yeniden yargılama yapılması gerektiği nazara alınarak, davalılar ........ ve ........ hakkında da yeniden yargılama yapılması gerekirken anılan davalılar hakkında 23/05/2017 tarihinde verilen kararın kesinleştiğinden bahisle yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca re'sen kaldırılmasına, kararın kaldırılma sebebine göre, davacı vekilinin istinaf istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmesine dair aşağıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Davacı vekilinin istinaf başvuru talebinin KABULÜ ile; Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/01/2026 tarih, ... Esas - ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,

2-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a maddesi gereğince dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

3-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yatırılan 732,00 TL istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,

4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından ücret-i vekalet ile ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına,

5-İstinaf başvurusunda bulunan davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,

6-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4. maddesi gereğince kararın tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,

Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 17/09/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.

Başkan ...

e-imzalıdır

Üye ...

e-imzalıdır

Üye ...

e-imzalıdır

Katip ...

e-imzalıdır

.....

Metin UYAP Emsal (ilk derece ve istinaf) kaynağından alındığı gibidir; anonimleştirme kaynağa aittir. Adlexa metni değiştirmez, yalnızca okunur biçimde gösterir. Hukuki işlem öncesi orijinal kaynağı kontrol edin.

Aynı konuda diğer kararlar

Bu kararla ilgili sorunuz mu var?

Adlexa asistanı benzer kararları bulur, okur ve kaynak göstererek yanıtlar.

Asistana sor